in

Cinsel Olgunluk Ve Cinsel Yaşam Nelerdir?

Cinsel Olgunluk Ve Cinsel Yaşam Nelerdir?

CİNSEL İLİŞKİLERİN FİZYOLOJİSİ
Normal bir cinsel birleşme için birçok koşulun bir arada bulunması gereklidir. Bunun başlıca nedeni, söz konusu olayın karmaşık bir niteliğe sahip olmasıdır. İlkin erkeğin belirli fizyolojik ve ruhsal koşullar içinde olması gere­kir. Sperma yollarında yeteri kadar birikmiş sperma bulunmalıdır. Ayrı ca sinirsel durumu da elverişli olmalı­dır. Penisin sertleşmesini sağlayan pa­rasempatik sinir sistemi ve boşalmayı sağlayan ortosempatik sistem görevleri­ni normal biçimde yapabilecek durum­da olmalıdır. Dış cinsel organlar üze­rinde özellikle üreme organının uç bölümünde yayılmış bulunan duyu alıcıları uyarıldığı zaman, erkek üreme organının sertleşmesini ve spermanın dışarı atılmasını sağlamakla yükümlü parasempatik ve ortosempatik merkez­ler refleks yoluyle tepki gösterirler. Bu olay istemli bir ruhsal katkı olmadan gerçekleşir. Bununla birlikte şiddetli üzüntü, korku, ağır zihin yorgunluğu ya da ruhsal bozukluklar ve düzensiz­likler refleks yoluyle meydana gelen eylemlerin oluşmasına engel olabilirler. bu durumda sertleşme olmaz ya da erken boşalma yani erkeklik organı dölyoluna girmeden önce meni gelmesi gibi aksaklıklar çıkabilir. Erken boşalma mutlaka çiftin çocuk sahibi olmaması sonucunu doğurmaz. İktidarsızlığın birçok nedeni vardır. Gelişmede meydana gelen bazı bozuk­luklardan başka, cinsel organların do­ğuştan kusurlu olması ya da gerekli miktarda androjen ve gonadotrofin salgılama yetersizliğine bağlı olabilir. Erkek üreme bezlerinin alınması, ge­nellikle düşünüldüğünün tersine her zaman iktidarsızlık sonucunu doğur­maz. Çünkü erbezlerinin alınması ne­deniyle meydana gelen hormon açığı, böbrek üstü bezlerinin çalışması ile kapatılabilir. Gerçekten de bu bezlerin erkeklik hormonları üretebilme yetene­ği vardır. Dengesiz bir beslenme düze­ni ve bazı zehirlenmeler iktidarsızlık tehlikesini ortaya çıkarabilir. Ruhsal anlamda cinsel içgüdü yokluğundan, erkek üreme organının dokularına kan dolmaması nedeniyle sertleşememesine kadar birbirinden farklı çeşitli iktidar­sızlık dereceleri vardır. Çoğu kez bu yetersizliğin nedeni ruhsaldır ve ruhsal alanda bir tedavi uygulanmasını gerekli kılar. Eğen neden organik yapı ile ilgili ise hasta, fiziksel ve kimyasal tedavi ile iyileştirilir.
Kadında cinsel birleşmenin düzenli bir biçimde meydana gelmesi için gerekli ruhsal koşullar daha karmaşıktır. Ger­çekten de kadında duygunun yeri daha’ büyüktür. Bu arada gebe kalma korku­su çoğu kez olumsuz bir rol oynar ve kadının soğuklaşması ile sonuçlanabi­lir. Cinsel birleşme kadında genellikle sevgi ve hayranlık duyguları ile birlikte olur.
Kadınlık hormonları östrojenler belirli bir ölçüde cinsel isteğin ortaya çıkma­sını sağlarlar. Ancak bu hormonların miktarı cinsel isteği doğrudan doğruya etkilemez. Yöresel uyarılar ve özellikle elverişli ruhsal bir yapı cinsel isteğin uyanmasında çok daha etkilidir. Kadın da cinsel işlem boyunca erkek gibi iki devreden geçer. Birincisi dölya-tağına, dölyoluna ve vulvaya kan akımı olması ve dokularına gelen kanla klito-risin dikleşmesi devresidir. İkinci devre normal duruma dönüştür. Bir devreden öbürüne geçişin sınırları, erkektekinden daha az belirlidir ve daha geç gerçekle­şir. Kadının doyuma erişmesi çoğu kez dölyatağı leğen yöresinin kaslarının düzenli bir şekilde kasılmaları ile birlik­te olur. Bu kasılmalar meninin dölyolu’nda ilerlemesini ve dölyolu mukusunun bol oranda salgılanmasına olanak verir. Bu olaylar ve tansiyon ve solu­num düzenindeki değişiklikler az ya da çok oranda belirli olabilir ve az ya da uzun sürebilir.
Yaşın ilerlemesi ile birlikte, erkekte cinsel iç tepkiler daha az neydana gelmeğe başlar.Cinsel içgüdünün aza­lışı kişilere göre birbirinden değişik derecelerde ortaya çıkar. Bununla bir­likte cinsel birleşmeye ya da döl vermeye engel olamaz. Gerçekten de erkek ileri bir yaşa kadar çocuk sahibi olmaya yeteheklidir. Kadında ise aksi­ne çocuk doğurma yeteneği yılların geçmesi ile azalır ve yaşdönümünden sonra tümüyle ortadan kalkar. Bazı kadınlar bu devreyi büyük rahatsızlık­larla karşılaşmadan atlatırlar. Bazıların­da ise yaşdönümü ruhsal ve fizyolojik açıdan kadını allak bullak eden ağır bir olay niteliğini alır.
Âdet görmenin sona ermesi çoğu kez âdet düzensizlikleri, hormon salgılan­masında değişiklikler ve üreme aygıtın­da biçim değişmesi ile ortaya çıkar. Dölyatağı geçici bir süre şişkin bir durum aldıktan sonra hacmi önemli ölçüde küçülür. Dölyolu ve vulva döl­yolu yangısı (vajinit) ve vulva yangısı (vülvit) gibi yöresel yangılara karşı daha az karşı koyabilir bir nitelik alırlar. Kadınlık hormonlarının azalma­sına bağlı genel bozukluklara gelince, bunlar üç biçimde ortaya çıkarlar. Bu bozukluklar kan dolaşımına ilişkin bo­zukluklar, çoğu kez vücudun kireç kaybı sonucunda ortaya çıkan eklem ağrıları ve ruhsal düzensizliklerdir. Bu bozukluklar ve keyifsizlikler, bileşimin­de hormon olan ilâçlar verilerek yapı­lan tedavilerle giderilebilirler. Böylece bu tehlikeli devreden geçiş kolaylaştı­rılmış olur. Kadında aybaşı olayının kaybolması, çoğu kez kırk sekiz,kırk dokuz yaşları arasında görülür. Fakat birkaç yıl önce ya da birkaç yıl sonra görülmesi de mümkündür. Elli iki ya da elli üç yaşındaki kadınların büyük bir çoğunluğu, bu güç devreyi aşmış ve yeni bir dengeli yaşantıya kavuşmuş olurlar.
Yaşdönümünden sonra kadın henüz ihtiyar olmadığı daha yirmi, otuz hattâ kırk yıl yaşayabildiği halde, çocuk doğurma yeteneği sona erer. Bu özellik insan türüne ilişkindir. Gerçekten de hayvanlar arasında, dişiler ölünceye kadar yavru doğurabilir ve bu yüzden aybaşının kaybolmasına ilişkin olaylar­la karşılaşmazlar. Âdet kanamasının kaybolması sonucu ortaya çıkan hor­mon azalmasına doğrudan doğruya bağlı olmayan cinsel iştah, kadının üreme yeteneğinin sona ermesinden sonra daha uzun yıllar sürebilir. İnsan türünün önemli bir başka üstün­lüğü vardır. Kadın bütün yıl boyunca cinsel ilişkide bulunabilir. Hayvanlarda ise cinslerin birbirine yöneldikleri fizyolojik bir dönem vardır. Bu sürede özellikle memeli hayvanlar cinsel bir­leşme isterler ve içgüdüsü erkeği dişiye yaklaştırır. Dişi yılın diğer bölümlerin­de cinsel birleşmeyi istemez. Kadında ise cinsel içgüdünün yoğunluğunda bu tür değişimler olmaz. Her zaman karşı koyulmaz bir cinsel istek duymasa bile cinsel davranışı hiç bir zaman tümüyle olumsuz bir nitelik almaz. Bu özellik evlilik içi ilişkinin sık sık yenMenmesine olanak verir, eşlerin birbirlerine karşı­lıklı bağlılıklarına katkıda bulunur ve bunu ayakta tutar. Evliliğin sağlamlığı toplumsal ilişkilerin temelidir. Her er­keğin ilke olarak kendisine ait bir eşi olması nedeniyle, cinsel iç tepi onu her gün yeni rakiplerle karşı karşıya bırak­maz. Fakat hayvan türlerinin büyük bir çoğunluğunda erkekler bu savaşı ver­mek zorundadır. Bu yüzden kadının sürekli biçimde cinsel ilişkiye hazır olması, toplumsal birlik için önemli bir etken olmaktadır. Kendisine özgü nite­likleri cinsel doyuma ulaşmasına ve coşkunluğun en yüksek noktasına eriş­mesine olanak verir. Bu önemli bir etkendir. Çünkü böylece karı koca birbirini birleştiren bağları kuvvetlendi­rirler. Bu nedenle insanlar arasındaki sevgi, hayvanlarda var olan ilkel ve geçici bağlılıktan çok daha üstündür.

Comments

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Loading…

Loading…

0

Comments

0 comments

Cinsel Gelişimde Davranış Farkları Nelerdir?

Cinsel İlişkilerin Fizyolojisi Nedir?